16 Kasım 2018 Cuma 18:42:38
» ELVEDANIN ARDINDAN

ELVEDANIN ARDINDAN - ÖZDEN İLHAN

Paylas
ELVEDANIN ARDINDAN
http://www.bagimsizozgurmedya.com/turkhaber.html
- 09 Kasım 2018, Cuma 10:22:33
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

 

ELVEDANIN ARDINDAN
Yasam dedikleri bir sınavsa eğer; sevdiklerimizin ölümü ardından sınavımızı veriyoruz.  Hani hep “ Allah sıralı ölüm versin” diyoruz ya, o da koca bir yalan. Ölüm sıra falan da dinlemiyor.

Kızımın evini taşırken gece telefonun çaldı. “ hala babam acilde, kalp krizi geçirdi.” Diye aldığım haber beni şaşırttıysa da geçici bir şey olduğunu düşündüm. Çünkü hiçbir rahatsızlığı olmadığı gibi fit bir çocuktu.

 Araç’a atlayıp giderken,  hala olayın ciddiyetinde değildim.   “Ertesi günü hasta haneden çıkarırız “diye düşünüyordum. Yanına ulaştığımda olayın ciddiyetini farkına varsan da, kondurmak istemedim.

Ta ki Dr. yanına gelip” basınız sağ olsun, üzgünün kurtaramadık” dedi. Daha Serkan’ımızı acısı hafiflemeden, Zafer’imizi kalp krizinden kaybetmeyi kabul etme ve ret etme arası içsel kavgayla baş başa kaldığımın farkına vardım. Yaşamla ölüm arasında bir anlam savaşı veren insanın içler acısı hali değil midir, bu? Ölüm düşüncesi bile insan varoluşunun dengesini bozuyor sanırım. İnsanın, yaşamın anlamını ararken, ölümün duvarlarına toslaması, onu içinden çıkılmaz çelişkilerle baş başa bırakır.

Ölen ölür ve geride kalan bizim acımızdır. Ölen için ölmeden öncesinin sıkıntısı öldükten sonra geride kalana kalır? Sevdiklerimizin yok oluşuna izin vermemiz, seyirci olmamız, üstelikte gidişleri vakitsiz ise bizlerin kabullenmesi zorlaşıyor ama ölümün olması bir gerçek ve bu gerçeğin gerekliliği ise kaçınılmaz. Ölüm kim için katlanılmazdır bu durumda; ölen için mi?  Yoksa geride kalan için mi? 

Bir süre sonra her şey sanki eski hamam eski tas gibidir.  Peki, gerçekten öyle mi? Aslında bu düşünceden kaçarız. Hiç kimse ölmemiş gibi bilinçaltımızın derinliklerine atarız. Ölümü üstelikte kendi ölümüzü kabullenmek zordur. İşte bu düşüncenin kahrıyla ölüm düşüncesini aklımızdan atmaya çalışırız ve bir an önce mezarlığı terk etmek isteriz. Doğruyu, dürüstçe kaleme almak gerekirse, her birimiz, bir “neden ben ’’ çemberinde yaşıyoruz.  Hayata, yaşanan olaylara, hayatımızdan sessizce çekip giden sevdiklerimize dair, her zaman  “neden ben veya biz’’ beynimizi kemirir.

Hâlbuki hepimiz başına geliyor. Kabul vermeyi bilmemiz gerekiyor.

 

Paul Valery: Mezarlık ölülerin, toprağa karışmadan önce adlarını, kimliklerini toprak üstünde bıraktıkları yerdir.

İnsanoğlu doyumsuz hayvandır. İnsan masum değildir. Bütün kötülükler ve iyilikler onda mevcuttur. Bir çelişkiler, çatışkılar yumağıdır insan. Kendi kendinin efendisi ve kölesidir. Bazen sadece kendi kölesi de değildir, birilerinin kölesidir. İnsanın bu davranışı acaba yaşamı kendi başına kalamamasından mıdır?  Hani hep deriz ya “yalnızlık Allaha mahsustur.” O nedenle yaşımız kaç olursa olsun yalnız kalmak istemeyiz.

Yarışa ve tüketim dayalı bir sistemde büyümenin sonucu olarak sürekli başka hayatlarla, başka hayallerle ve ideallerle yarış halindeyiz. Para hırsına mevki hırsı, statü elde etme hırsına insanoğlu kendini kaptırıyor. Dostoyevski’nin dediği gibi” “Şeytan uyuyakaldı bir gün. Rüzgâr sert esti. Üç tüy düştü şeytandan dünyaya. Biri paraya yapıştı, diğeri mevkie, öteki de ihtirasa. O günden sonra şeytan hiçbir iş yapmadı”

Gerçekleri bizleri özetlemiş. Elimizdekilerin kıymetini bilmek yerine sahip olamadıklarımızı düşünerek iç geçirir dururuz.

 Hepimiz yalandan ve yalancıdan nefret ediyoruz ama bir yandan da yalanın, kibrin, hırsın içine batıyoruz. Dünya hiç bu kadar “yalan dünya” olmadı. Kişisel yetersizliklerimizi gizlemek, başkalarını incitmek, bahane sunmak, sahte bir imaj oluşturmak, cezadan kaçınmak, güç ve kazanç elde etmek gibi amaçlarla doğruları söylemediğimiz durumlar hiç de az değildir.

Verdiği sözlerin üstünde durmayan, başkalarını sıkıntıya sokan, aldatan, iftira eden, kandıran, zarara sokan, gerçeği saptırıp, kendi çıkarı için iftira eden, kendi çıkarları gerçeklerin önüne geçmesini sağlayan kişiler o kadar çoğaldı ki; onlar için sanki ölüm yokmuş gibi hayatlarına devam ediyorlar.

Aslında kibirde, mevkide, zenginlikte mezarda bitiyor. Herkes eşitleniyor.

Alexsandre Vine t: Ey hayat! Ölüme şükret. Seni onun yüzünden seviyorum.

 Günümüz dünyasında savaş, yoksulluk ve kuraklık yüzünden 20 milyondan fazla kişi açlık sınırında yaşıyor. Yardım aramak için kilometrelerce yürüyen insanlar, Afrika ve Orta Doğunun geniş topraklarında yetersiz besin kaynakları ile hayatta kalmaya çalışıyor. Ya ölüm olmasaydı! Dünyanın varoluşunda bu zamana kadar insanlar var olsaydı. Dünya diye bir şey kalmazdı.

Hayat, doğru cevapları olmayan bir sınavdır.
Joseph Breuer

Hepimizin hayatı farklı farklı sinema filmi gibidir. Bazen dram, bazen komedi, bazen romantik, bazen aksiyon, bazen durağan film şeridi gibi yaşamımız hayal gibi gelip geçiyor. Her replikte farklı mesajlar veriyoruz, farklı görüntüler veriyoruz.

Ne yazık ki, akıp giden zamanı nasıl geçip gittiğini fark etmediğimiz gibi, hayatımızın akışını kapılıyoruz.  Çoğu zamanda bu akışı engel olamıyoruz. Kader değip geçiyoruz. Bazen ise bir şeyler sezinleyebiliyoruz. Bazen önemli noktaların önemsiz, önemsiz noktaların, son derece önemli bulabiliyoruz.

 

Bu hayatta her insanın bir rolü var, rolüne göre oyunumuzu oynuyor, sinema perdesinde “ THE END “  yazdığında; bazen alkışı, bazen övgüyü, bazen gözyaşlarını, bazen de kızgınlıkları, sitemleri, sessizliğin sesini duyarız. Roller bir kere oynanmıştır ve bir daha farklı görüntü vermeyiz.

İşte hayat bir sinemadır.  Oyundan sonra perde arkasında olanları bilemeyiz ama seyircilerin yorumlarını belki duyabiliriz. Zaten onların yorumları yine insanca olacaktır. Size karşı hataları varsa, mutlaka bahanelere sığınıp, yaşamlarına devam edeceklerdir. Sizi gerçekten yürekten sevenler ise kalplerinde yaşamaya devam edeceksiniz.

Her çağın çıkmazları arasında yer alan ölüm de Monteigne için önemli bir sarmaldı. “Bütün dertlerin biteceği yere gideceğiz diye üzülmek ne saçma. Nasıl doğuşumuz her şeyin doğuşu olduysa, ölümümüz de her şeyin ölümü olacak. Ölüm, yaradılışımızın koşuludur. Ondan kaçmak, kendi kendimizden kaçmaktır. Dünyaya geldiğimiz gün bir yandan yaşamaya, bir yandan ölmeye başlarız. Ölümün, ölmekte olana ettiği ise, çoktan ölmüş olana ettiğinden daha derin, daha can yakıcıdır.

Ünlü düşünüre katılmamak mümkün mü?  

Bilimsel açıdan bakınca insan ölünce bilinci de yok oluyor ama bedenimizi oluşturan atomlar evren var oldukça varlığını başka formlarda sürdürüyor,

ABD’li bilim adamı Prof. Robert Lanza’nın “Biomerkezcilik” adını verdiği hipoteze özetle şöyle: Kuantum fiziğiyle ölümsüzlüğü kanıtladığını iddia etti.: “Ölüm insanlar için bir yok oluş değil. Aksine sınırsız sayıda Evren içerisinde bir diğerine geçiş, yani boyut değiştirme. Evreni insan bilinci yaratıyor. Yani aslında uzay ve zaman diye bir şey yok. Bunlar sadece insan zihninin var olduğunu söylüyor. Ona göre evrende bir boyuttan diğerine geçiş senaryolarının hiç birinde bugün anladığımız anlamda bir ölüm gerçekleşmiyor; sadece enerji şekil değiştiriyor. Lanza, Kuantum fiziğiyle ispat ettiğini öne sürdüğü bu hipotezine göre ölüm sonrasında bilincin boyut değiştirdiğini ve ölüm sonrası da yaşamaya devam ettiğini belirtiyor. Doğada enerjinin asla yok edilemediği gerçeğinden yola çıktığını belirten Lanza, bu enerjinin bizi biz yapan en önemli öğe olduğunu ve bedenin ölümünden sonra varlığını sürdürdüğünü iddia ediyor.

Eğer siz insan bilincini, beyin hücrelerinden ibaret sanıyorsanız çok yanılıyorsunuz. Bilinç, alt uzaya, yani kuantum alanına etki edebilir.


E-Posta ile gönderilen veya direk Web sitesine yayınlanması için gönderilen yazıların fotoğraf gibi tüm demokratik protesto, bilgi, haber, yorum ve sosyal/siyasal içerikli paylaşımlar TC Anayasasının;
MADDE 25: "Düşünce ve Kanaat Hürriyeti";
MADDE 26: "Düşünceyi Açıklama ve Yayma Hürriyeti"
kapsamında Web sitemizde yapılmıştır.
Kişisel veya kurumsal Demokratik düşünce ve kanaatlerimiz engellenmesi ve/veya şiddet/baskı altına alınması, bu nedenle
"Yazar olan biz Hakkımızdaki veya kullanıcıların kullandıkları web sitesindeki yayınlanan haberler dolayısı ile olası her türlü anti-demokratik yasal girişimi",
TC Anayasası, AİHM ve İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi kapsamında, her türlü yasal haklarımız saklı kalmak üzere, peşinen reddederiz…

OKUYUCU YORUMLARI

UYARI:Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.(Yorum Yapanın Taahütü)Yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
Ad Soyad
E-Posta
Güvenlik Kodu: Guvenlik
Yorum
Copyright ©2010 - Tüm hakları saklıdır.
PHP Haber Sitesi Türkiye Tasarım
Rogg&Nok Haber- Tüm Hakları Saklıdır. İzinsiz Ve kaynak gösterilmeden Alıntı Yapılamaz. Yayınlanan Tüm Haber Ve Açıklamalar İlk Kaynaktan Ulaştırılan Açıklamalardır. Sitemiz Bu Açıklamalara Ekleme Veya Müdahelede Bulunmadan Yayınlar. Yorum,Makale, Sizden Gelenler Bölümündeki Yazılardan Yazanlar Sorumludur. Harici Bilgiler Ayrı Bir Sayfada Açılır. Rogg&Nok Haber Bu Linkler Ve İçeriklerinden Sorumlu Değildir.Her Türlü Haber Ve İletişim İçin roggnok@gmail.com Adresini kullanabilirsiniz. Sitemizden Daha İyi Yararlanabilmek için Gizlilik İlekeleri Ve Yayın Prensiplerimzi Okuyunuz. En İyi İnt Exp 8+ 1024x768 Görüntülenir