23 Ocak 2018 Salı 03:20:10
» ROMA - KUDÜS İMPARATORLUĞU - ANKARA KALESİ

ROMA - KUDÜS İMPARATORLUĞU - ANKARA KALESİ - Prof Dr. Anıl Çeçen

Paylas
ROMA - KUDÜS İMPARATORLUĞU  -  ANKARA  KALESİ
http://halkgonulluleri.com/halk-tv-seti.asp
- 17 Aralık 2017, Pazar 12:30:48
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

 

...

2 0 5 0  '  mi        ,    Y  O K S A        2 0 2 3  '  m ü  ?

 

Türkiye7de son zamanlarda  çok satan kitaplar arasında yer alan , ve geleceğe yönelik tartışmalarda  hareket noktası haline gelen bir kitap var . Kitabın adı "2050 " yazarı da  İsrail devletinin cumhurbaşkanlığı  danışmanlarından DAVİD  PASSİG  isimli  bir araştırmacı .   

Türkiye'de şimdiye kadar batı ülkelerinden fazlasıyla kitap çevrilmiştir ama İsrail'den pek fazla kitabın dilimize kazandırıldığı söylenemez . Hem ismiyle hem de yazarının kimliği ile ülkemizde ilgi çeken bu kitap , özellikle bugün yaşanmakta olan tarihsel sürecin anlaşılabilmesi ve geleceğe yönelik olarak  değerlendirilebilmesi açısından önem taşımaktadır .

Korsan baskılarıyla  sokak satıcılarına kadar yaygınlık kazanan bu kitabı epey bir Türk vatandaşının okuduğu görülmekte , ama  bu çok  okunan ve tartışmalara  dayanak noktası olan  yapıtın  medya ve  kamuoyuna yeterince yansıdığı görülmemektedir . Yazarın Türkiye'nin önde gelen televizyon kanallarından birisinde uzun bir program yapmasına  rağmen , kitabın içinde ele alınan yaşamsal önemdeki konuların Türkiye ve Orta Doğu'nun  yakın gelecekleri açısından değerlendirilmediği görülmektedir .

Bu yazının amacı, böylesine bir  boşluğun doldurulmasına ve hem bölgeyi hem de ülkemizi yakından ilgilendiren yaşamsal önemdeki konulara  daha da açıklık kazandırarak , gelecekte ortaya çıkabilecek muhtemel çatışma ve çekişmelerin önlenebilmesine katkıda bulunmak  ve bölgesel değişim döneminin barış içerisinde gerçekleşebilmesine  yardımcı olabilmektir .

Kitabın  en büyük önemi  ,bir İsrail vatandaşı olan jeopolitik alanında  uzman  bir   bilim adamı tarafından kaleme alınmasıdır . Bu çerçevede , o ülkenin ve toplumun bakış açısını yansıtmakta ve devletin en üst kademesinde bir danışman olarak da  İsrail devletinin bölgedeki ve dünyadaki gelişmeler karşısındaki bakış açısını  ortaya koymaktadır .

Şimdiye kadar , Amerika Birleşik Devletleri ya da  ABD'deki Yahudi lobileri üzerinden İsrail devletinin politikaları ve uygulamaları anlaşılmağa çalışılmış , ve bu doğrultuda daha çok ABD ya da  Avrupa ülkelerinde  yaşayan ya da görevli bulunan Yahudi asıllı uzman ya da bilim adamlarının yazdığı kitaplar ve makalelerden hareket ederek  İsrail olgusu anlaşılmağa çalışılmış ,bu doğrultuda geliştirilen yaklaşımlar zaman zaman  gerçeklere uymuş bazen da ters düşmüştür .

İsrail'in dış dünyaya karşı kapalı bir kutu konumunda bulunması ,İsrail kaynaklı haber ya da yazıların birbirini tutmaması gibi durumlarda  dünya ülkeleriyle beraber Türkiye'de Orta Doğu'daki gelişmeleri izlemekte ya da değerlendirmekte zorlanmış ve bu yüzden merkezi coğrafyada  kalıcı barışa dönük girişimler  sonuçsuz kalmıştır .Basın ve medyşa organları üzerinden  yansıtılan haber ve yorumların taraflı olması nedeniyle , gerçekci  değerlendirmelere ulaşılamamış ve bu yüzden de bölgedeki terör ve savaş süreçlerinin önlerine geçilememiştir .

Bu olumsuz  durumdan kurtulabilmek için ,bilim adamlarının ya da uzmanların hazırladığı raporlara ya da kitaplara daha çok gereksinme duyulmuştur.İşte David  Passig'in  "2050" isimli kitabının böylesine bir boşluğu doldurduğu bugünün koşullarında  doldurdurduğu  görülmekte ve  İsrail politikalarının , siyasal empati yöntemleriyle  daha yakından izlenebilmesine ya da anlaşılabilmesine önemli katkılar getirmektedir . Böylesine bir kitabın yayınlanmasından sonra  , Orta Doğu'nun geleceği daha açık ve net olarak görülebilecek ve bu tablo içerisinde İsrail'in  durumu ya da giderek değişmeler gösteren  jeopolitik konumu  gerçekci ve bilimsel  yöntemler kullanılarak netleştirilebilecektir . 

Bu kitapta ileri sürülen görüşler ve  okuyucuya aktarılan bilgiler ele alınmadan  Orta Doğu ya da İsrail'in geleceği ile ilgili kesin görüşlere varmak ya da  değerlendirme yapmak  çok zor olacaktır .

İsrail devleti I948 yılında kurulduğu için , 2048 yılında yüzüncü yılına ulaşabilecektir . Türkiye Cumhuriyeti ise , 1923 yılında  kurulmuş olan bir merkezi devlet olarak  2023 yılında  bir asırı geride bırakarak yüzüncü yılına erişmiş olacaktır .  David Passig  2050 yılını kitabına başlık olarak alırken , vatandaşı olduğu devletin bir asırı geride  bırakmasına önem verdiği anlaşılmaktadır .

Orta Doğu tarihi açısından  bu küçük devletin konumu ele alındığında , kutsal ilan edilen bu topraklarda üçüncü kez bir Yahudi devletinin kurulmuş olduğu görülmekte,ve bu yüzden  Yahudiler açısından çok büyük zorluklarla mücadele edilerek üçüncü kez  kurulmuş olan  İsrail devletinin kalıcılığına öncelikle önem verildiği ve geleceğe ancak yüzyılı geride bırakmış bir İsrail devleti ile bakabilecekleri anlaşılmaktadır .

Tarihte Mezopotamya'dan gelen Babil krallığı ve  Avrupa'dan gelen Roma imparatorluğu gibi iki büyük  siyasal güç tarafından yıkılmış olan  İsrail devletinin , üçüncü kez kurulurken kalıcı olmağa öncelik verdiği ve bu yüzden de bütün Orta Doğu bölgesinin  İsrail merkezli olarak yeniden düzenlenmesine  önem verdiği anlaşılmaktadır . Kurulduğundan bu yana sürekli olarak savaşan bu küçük devlet , ancak 2050 yılından sonra dünyaya kalıcı olarak bakabileceğini  ,kitabın yazarı  ortaya koymaktadır .

Yirmi birinci yüzyılın ortalarına kadar  savaş sürecinin  devam edebileceği  ve bu  bu  arada 2020 yılın da İsrail Suriye ve Türkiye Rusya savaşlarının çıkabileceği , 2050 yılında ise bir  Japonya savaşının gündeme gelebileceği  ve Türkiye ile Japonya'nın  , Asya'nın en batı ve en doğu ülkeleri olarak bir araya gelecekleri ve  bu doğrultuda geliştirecekleri yeni siyasal eksen  sayesinde  Çin,Rusya,Hindistan ve İran gibi  büyük Asya ülkelerine karşı  yeni  bir denge düzeni  kurabilecekleri  öne sürülmektedir . Böylece , İsrail ve Orta Doğu bölgesinin  gelecekleri Asya kıtasındaki dengelere bağlanmakta ve  , bugünkü batı bloku ile İsrail  arasındaki ilişki düzeninin geride kalabileceği ifade edilmektedir .

2050 isimli kitabın Türkiye'de yayınlanmasından sonra  , bir Türk televizyonundaki programa katılan   David Passig  , açıkca Orta Doğu'nun geleceğinde Türkiye'nin İsrail'den daha fazla öneme sahip olduğunu söyleyerek  Türk kamuoyunu  bir İsrail'li  bilim adamı olarak yönlendirmeğe çalışmıştır .

Soğuk savaş döneminde ABD  desteği ile kurulan İsrail yarım yüzyılı savaşarak geçirdikten sonra  yeni dönemde  kendisinin merkezinde yer alacağı bir Orta Doğu düzenini  gene ABD desteği ile oluşturmağa çalışırken aslında  , Türkiye'nin bölge ağırlıklı politikaları ile karşı karşıya gelmiş  ve  batı bloku üzerinden geliştirilmiş olan Türkiye ve İsrail ittifakının , yeni dönemde  eskisi gibi  kolay olmayacağı ,şimdiye kadar kamuoyundan gizlenmiş olan  çelişkiler ve çatışmaların yavaş yavaş suyun üzerine çıktığı bir aşamada  , iyice bu  iki ülkenin karşı karşıya gelmemesi için İsrail'li uzmanın  Türk kamuoyunu yeniden kendi ülkesi açısından kazanabilme doğrultusunda , olumlu görünen  yeni yaklaşımlarını sergilemeğe çalıştığı görülmüştür . 

David Passig  ,Türkiye'nin gelecekte çok büyüyeceğini ve  eski  Osmanlı hinterlandında etkisini artırdıktan sonra Ukrayna ve Kazakistan gibi iki büyük ülke ile yan yana gelerek Rusya  ,İran ve Çin üçgenine karşı yeni dengeler oluşturabileceğini ifade etmiştir . Son yıllarda birbiri ardı sıra gündeme gelen  olumsuz  siyasal gelişmelerin drıştan sağlanan destekler ile   Türkiye'yi bölünmeye doğru zorlaması , ayrıca  dini cemaatların dışarıdan desteklenerek Türkiye'deki laik devlet düzeninin ortadan kaldırılmak istenmesi  , ve en önemlisi Türkiye'nin önce Irak sonra da Suriye ve İran gibi iki büyük komşusu ile batı bloku ve İsrail'in çıkarları doğrultusunda savaşlara sürüklenmesi gibi olumsuz durumlar , Türkiye'de çok büyük olumsuz tepkilere neden olurken  , Türk başbakanının açıkca İsrail'e  Davos toplantısında  "One  minute " tavrı geliştirmesi , Türk halkında yaşananlara tepki olarak  gizlice gelişen   "yeter artık " duygusunun  açığa çıkmasını sağlamıştır . 

David Passig'in kitabı sanki  , Türk başbakanının bu tepkisinin izlerini silmek ve Orta Doğu üzerinden İsrail merkezli politikaların Türkiye'yi zor durumlara sürükleyerek , Türklerde  hızla gelişen ABD ve İsrail karşıtlığı gibi   olumsuz  bir  imajı düzeltme girişimi olarak  hazırlanmış   görünmektedir .Passig  televizyon programında Türkleri yeniden kazanmağa çalışmış  ve Türkiye'yi  Orta Doğu  bölgesinin gelecekteki yıldızı olarak ilan etmiştir .

Amerika Birleşik Devletlerinin gelecekte güç kaybederek zayıflayacağını ,  Avrupa Birliğinin ise bir kıtasal birlik oluşturamadan dağılacağını öne süren bu İsrail'li uzman  ,  Türkiye'yi geleceğin süper gücü olarak ilan etmiş  ve özellikle  Orta Doğu'da Rusya ve İran gibi iki büyük devlete karşı yeni dengeleri bir süper güç olarak Türkiye'nin kurabileceğini açıklamıştır . Osmanlı imparatorluğu sonrasında kurulmuş olan bütün Orta Doğu devletlerini ciddiye almayan  ve bunları geçici yapılanmalar olarak gören  Passig  , Türkiye Cumhuriyetini ise tamamen  tersi bir doğrultuda  bölgenin kalıcı büyük gücü olarak gördüğünü  söylemiştir .

Avrasya bölgesinin zaman içerisinde süper gücü konumuna gelecek bir Türkiye'nin hem  Türk dünyası hem de  İslam  dünyası üzerinden gücünü  merkezi bölgede de hissettireceğini ve böylece Orta Doğu'da bir barış düzeni kurulabileceğini belirtmiştir . Tarihin akışı içerisinde Türkiye'nin öne çıkacağını ,Türkiye Cumhuriyetinin merkezi bir güç olarak doğu ile batı arasındaki ilişkileri yeniden dengeleyebileceğini öne sürmüştür .

Kitabında öne sürdüğü  düşünceleri  savunan Passig  , Orta Doğu'nun geleceğinde  İsrail'den daha çok Türkiye'nin etkili bir rol oynayacağını  dile getirmiştir . İsrail'in küçük devlet olduğu için  Orta Doğu'ya egemen olmak açısından yetersiz kalacağını ama bölgenin büyük devleti olarak Türkiye'nin yeni Orta Doğu düzeninin kurulmasında ana belirleyici güç olacağını  ifade etmekten çekinmemiştir .

Türkiye'nin tıpkı Osmanlı gibi tarihsel eski misyonuna geri dönerek , bölge için merkez ve belirleyici güç olacağını bir İsrail devleti görevlisi  olarak hem kitabında yazmış hem de Türk medyasında açıklamıştır . İsrail'in Türkiye'nin güçlü bir devlet olarak güneyindeki Orta Doğu bölgesinde  etkili olmasını  ,savaşların önlenmesi açısından  gerekli gördüğünü  söylerken ,bir anlamda da Türk devletini komşularıyla yeni bir savaş sürecinde karşı karşıya getirmiştir .

2050 yılını  , Yahudi devletinin kuruluşundan yüz yıl sonrası için bir stratejik hedef olarak  kitabına isim yapan  Passig , geçmişten gelen bilgi birikimini de  tarihten gelen dersler olarak tarihsel mantık başlığı altında kitabının girişinde ortaya koymuştur . İsrail'in üçüncü kez kurulmasında etkili olan tarihsel mirasın kitabın başında açıkca ifade edilmesi   bölge ile çatışma halinde olan bu Yahudi devletinin sahip olduğu siyasal birikimin anlaşılabilmesi açısından yararlı ipuçları vermektedir .

Kutsal kitaplarında belirtilen  vaat edilmiş toprakların asıl sahibi olarak kendilerini gören  Musevilerin  bu hedeflerini koruma doğrultusunda hareket ettikleri  tarih ile beraber coğrafyayı da bu doğrultuda değerlendirmeğe çalıştıkları görülmektedir . Teritoryal anlaşmazlıkların çözüme kavuşturulmasında  tarih kadar coğrafya bilgisinin de kullanılması  , İsrail devletini kuranların ciddi bir jeopolitik birikime sahip olduklarını  göstermektedir .

David  Passig bu konulara kitabının ilk bölümlerinde yer verirken ,aynı zamanda  değişen dünyanın yeni koşullarını dikkate alarak jeopolitiğin yeni  ve değişken kuralları doğrultusunda  İsrail'in   Orta Doğu'daki konumunu anlatmağa çalışmıştır . Zaman faktörünü öne alan değerlendirmeler yaparken , değişen dünyanın öne çıkardığı yeni tabloların gerçekci değerlendirmeler ile  anlatılmağa çalışıldığı  görülmektedir .

Özellikle , jeopolitik biliminin değişken unsurları olan  demografi ile beraber teknoloji  zaman faktörü içerisinde ele alınırken , İsrail ve Orta Doğu'nun geleceği için  gerçekci değerlendirmeler yapılmıştır .Aynı zamanda ekonomi alanı da değişken bir unsur olarak ele alınırken , dünyanın gelecekteki enerji,maden  ve diğer kaynakları dikkate alınmıştır . 

Bu çerçevede  , dünyanın merkezine İsrail merkezli olarak bakamayan David Passig , Türkiye'yi geleceğin dev ülkesi olarak ilan etmiş ve İsrail'in boşluğunu Türkiye ile doldurmağa çalışmıştır . Küçük ülke olan İsrail ile dünya dengelerinin merkezde yönlendirilmesinin mümkün olamayacağı  ortaya çıktığı için , bu dengelerin yeniden kurulmasında merkezi büyük ülke olarak Türkiye'nin  öne çıkarılmak istendiğini  , kitabın  yazarı  açıkca ortaya koymaktadır .

David Passig , kitabının  üçüncü bölümünde  geleceğin süper güçlerini sayarken  ,ABD ve Rusya ile beraber Türkiye Cumhuriyetine de yer vermiş  ama Çin gibi bir büyük dev ülkeyi bu bölümde dikkate almamıştır . ABD'yi hem geleceğin süper güçleri arasına alan ama aynı zamanda bu büyük ülkenin güney eyaletlerinin yakın zamanda koparak Meksika ile birleşeceğini öne süren yazar  Amerika'nın gelecekteki konumu açısından çelişkili yorumlardan kurtulamamıştır .

ABD üzerinden bir dünya hegemonyasının korunması isteği İsrail açısından da öne çıkarken , bu ülkenin aynı zamanda parçalanacağının kabül edilmesi de  gelecekte ABD'siz bir dünya düzeni olabileceği ihtimalini ortaya çıkarmaktadır . Rusya'yı yeni dönemde de dünyanın süper güçleri arasına koyan yazar , bu büyük devletin  ABD ile yeni bir soğuk savaşa girişeceğini  ,2020 yılında  İsrail Suriye ile savaşırken , Rusya'nın da Türkiye ile savaşacağını  açıkca öne sürmüştür .

Mısır ,Suudi Arabistan ,Suriye  ve Ürdün gibi ülkeleri Orta Doğu'nun geleceği açısından ele alarak  değerlendirmeler yapan  yazar , kitabında İran'a yer vermeyerek gerçekci olmayan bir  yaklaşım  izlemiştir . İsrail'in Orta Doğu egemenliği açısından Türkiye ve İran'ın  karşılıklı olarak savaştırılması yıllardır  hedeflenmesine rağmen , sanki böyle bir durum yokmuş gibi bir yaklaşımın kitapta sergilenmesi ,   bu yapıtın inandırıcılığı açısından son derece  olumsuz ve eksik bir tutum olmuştur . 

Yirmi birinci yüzyılda  yeni bir Orta Doğu düzeni oluşturulurken ,  İran yokmuş gibi davranmak  ancak  kamuoyunu yanıltmak açısından  değerlendirilebilecektir . Böyle bir davranış ise ,  Türkiye'nin pohpohlanmasıyla    İran engelinin aşılmak istendiğini ortaya çıkarmaktadır . Asya'nın en ucundaki ada ülkesi olan Japonya bile  Orta Doğu'nun geleceği açısından  incelenirken , İran'ın ele alınmaması ya da yok sayılması  kitabın inandırıcılığını sarsmaktadır .

2050 isimli kitabın en ilginç bölümü ise  , yeni yüzyılda  değişen İsrail jeopolitiğinin ele alındığı  , Yahudilerin kanıtlanabilen tarihi ile beraber  bu toplumun kökenleri ,kimlik  sorunu ,fiziksel varoluş kaygıları ile beraber  coğrafi sınırları ve ülkenin topografik  hatlarının  incelendiği  beşinci bölümdür . Bugünkü İsrail olgusu anlatılırken ,  eski çağlarda kurulmuş olan birinci ve ikinci İsrail devletleri ele alınmakta ,bunların kuruluş süreçleri ve  düzenleri incelerek , yıkılma ve dağılma durumları  üzerinde durulmaktadır .

Süper güçler ve bölge devletleri karşısında  İsrail'in durumu  jeopolitik değerlendirmeler yolu ile  ortaya konulurken  , dünyanın merkezi coğrafyasında ve  kutsal ilan edilen topraklarda bir Yahudi devletinin var olma modelleri üzerinde durulmaktadır . Tamamen bağımsız  bir ülke olarak İsrail'in  varolmasını David modeli olarak açıklayan yazar ,Kral Davut adına bu  ismin geliştirildiğini söylemektedir .

İkinci seçenek olarak bir imparatorluğn parçası ya da yenilmiş bir müttefik ya da yarı özerk bir eyalet olarak varlığını koruma modelini  ikinci  var olma biçimi olarak dile getirmektedir . Pers imparatorluğunun bütün Orta Doğu'yu işgal ettiği zaman  ,Yahudilerin bu büyük  devlete bağlı olarak  bir eyalet konumundaki yaşam düzenlerini  ikinci modele örnek göstermekte ve buna Pers modeli adını vermektedir .

Üçüncü modelde ise  İsrail tamamen yokolur ,özerkliğini kaybeder ve vatandaşları sürgüne gönderilir ki , bu duruma da  Babil  modeli adını vermektedir . Aslında Roma modeli de denebilecek bu üçüncü  modeli önlemek üzere  , İsrail'in  önce David modeli ile  bağımsız bir devlet olarak  ayakta kalma yollarını deneyeceği ama  bunda başarılı olamazsa o zaman da  Pers imparatorluğu ya da  Osmanlı dönemindeki gibi bir Filistin ya da İsrail  eyaleti olarak  Pers modeli adını verdiği ikinci bir alternatif  yol ile varlığını sürdürmeğe çalışacağı  kitapta  öne sürülmektedir .

İsrail merkezli bir yeni Orta Doğu federasyonunu ya da büyük devletini  Yahudilerin oluşturamaması durumunda , Persler zamanında olduğu gibi bir bölgesel büyük devletin içinde  küçük Yahudi devletinin de  bir eyalet olarak  varlığını sürdürebileceği  gene aynı  kitapta  ifade edilmektedir .

Babil,Pers,Roma ,Selçuklu ya da Osmanlı gibi imparatorluk düzenleri tarihin her döneminde  merkezi alanda görülebildiğinden , İsrail'in gerçekci davranarak  kendi hegemonya düzeninin kuramadığı noktada ,bölgesel bir büyük devlet yapılanmasının içinde yer almayı ve böylesine bir siyasal yapılanmanın parçası olmayı kabül ettiği görülmektedir .

Önceliği David modeline veren  İsrail'in  , merkezi coğrafyada bağımsız bir devlet yapılanması doğrultusunda varlığını koruyamadığı noktada  , bir bölgesel büyük devletin içinde yer almayı ve bunun bir parçası olarak yola devam etmeyi bir alternatif olarak benimsediğini David Passig , İsrail devletinin bir  danışmanı olarak ortaya koymaktadır .

Büyük İskender'in Makedonya imparatorluğunu bile bölgede  İsrail'in varoluşu açısından  değerlendiren yazar ,  İsrail'in küçük bir devlet olarak  süper güçlere karşı kendisini ancak bölgesel bir devlet yapılanmasının içinde yer alarak  koruyabileceğini  dile getirmektedir . Küresel sermayenin Siyonist lobilerin  kontrolu altında bulunmasını  İsrail açısından bir  olumlu puan olarak değerlendiren  yazar  ,bir anlamda günümüzde ortaya atılan Yeni Osmanlı  vizyonu ile  Pers,Makedonya,Roma,Babil, gibi bölgesel imparatorlukların bir benzeri olarak yeniden Osmanlı yapılanmasına gidilebileceğinin ipuçlarını kitabında sergilemektedir .

İsrail'in  David modeli ile bağımsız bir devlet olarak varlığını koruyamıyacağı noktada , Pers modeli ile bu küçük devletin varlığını koruyabilecek bir  Yeni Osmanlı yapılanmasına gidilebileceği ve böylesine bir büyük bölge devletinin eski Osmanlı hinterlandında kurulabileceği  Pers modeli üzerinden dolaylı olarak  dile getirilmektedir . Osmanlı sonrasında bölgeye gelen İngiliz imparatorluğu ile sonradan devreye giren Sovyet ve Amerikan imparatorluklarının da gene İsrail açısından ,böylesine bölgesel bir yapılanma doğrultusunda  ele alındığı görülmektedir .

Gelecekte  ya ABD imparatorluğu ya da bu süper güce karşı koyacak bir başka imparatorluğun ortaya çıkmasıyla beraber , Orta Doğu'da yeni bir siyasal düzen oluşumu gündeme geleceği için , İsrail'in bütün bu durumlara hazır olması gerektiği ,Babil ya da  Roma modelleri ile gündeme gelen Yahudilerin kutsal topraklardan   üçüncü kez kovulmaması için ya David modeli ile bağımsız ayakta kalmak ya da Pers modeli doğrultusunda bir büyük bölgesel imparatorluğun içerisinde eyalet olarak yer almak  İsrail'in  gelecekteki politikası olarak  David Passig tarafından  2050  isimli kitapta açıkca ortaya konulmaktadır .

İngiliz ve Amerikan imparatorluklarının desteği ile David modelini gerçekleştiren  İsrail'in gelecekte  Yeni Osmanlı vizyonu ile  Osmanlı imparatorluğuna benzetilmiş bir büyük Türkiye'yi  ; Araplara , İslam dünyasına ve Asyalı süper güçlere karşı  kullanmağa hazırlandığı anlaşılmaktadır .

İsrail devleti  , üçüncü kez tarih sahnesinden silinmemek üzere  David modelinin alternatifi olarak  Pers modelini yavaş yavaş Türkiye üzerinden  Yeni Osmanlı yapılanmasına doğru zorlarken ,Türkiye'de  Avrupa'dan koparılarak güneye doğru iteklenmekte ve  ABD ve Avrupa'daki  Yahudi lobileri tarafından  İsrail'in güvenliği doğrultusunda  komşularıyla savaşa doğru sürüklenmektedir .

Bu durum önce Irak ile denenmiş , Türkiye  Irak ile savaşmayınca şimdi Suriye ile denenmeğe çalışılmakta ama asıl olarak İran'a yönelik bir süreç Suriye üzerinden tezgahlanarak  ve Türkiye bir büyük savaşa  doğru Şii-Sünni-Alevi çekişmeleri kışkırtılarak   David ve Pers modelleri doğrultusunda  sonuç alınmağa çalışılmaktadır .  Bölgede terörün desteklenmesiyle Orta Doğu devletleri birbirleriyle savaştırılmağa çalışılırken , asıl olarak bütün bölge devletlerinin parçalanmaları hedeflenmektedir .

İsrail ile beraber Ürdün ve Lübnan gibi küçük devletçikler , Mısır, Türkiye, Suriye, Irak, Arabistan ve İran'ın toprakları üzerinde oluşturulmağa çalışılmakta ,böylece önce David modeli doğrultusunda bir Büyük İsrail  devleti Orta Doğu federasyonu olarak gerçekleştirilmeğe çalışılmaktadır . Eğer bu proje terör ve savaş senaryoları ile gerçekleştirilemezse o zaman  , Türkiye Cumhuriyeti içeriden  ele geçirilerek , Türkiye'ye yerleşecek  batılı Yahudi lobileri  Dışa karşı  bir büyük Türkiye  yapılanmasını gene  Türkiye üzerinden  gerçekleştirmeğe çalışacaklar ve böylesine büyük bir bölgesel siyasal yapılanma modeli  ,eski Osmanlı ülkelerine Yeni Osmanlı yapılanması olarak  empoze edilecektir .

David modelinin yerini  Yeni  Osmanlı görünümünde  Pers modeli alacaktır .

Orta Doğu'nun alan ve nüfus olarak en küçük devleti olan İsrail'in kontrolu altındaki Siyonist lobiler ise küresel sermayenin patronları olarak , süper güç ABD üzerinden hem dünya ekonomisini hem de batı  blokunu yönlendirmektedirler . Siyonizm kutsal topraklar ve Siyon tepesi üzerinden bir büyük dünya hegemonyasını hedeflemiş olduğu için  , bunlar üzerinden ABD ve batı ülkeleri hem Türkiye'ye hem de Orta Doğu ülkelerine İsrail'in istekleri ve çıkarları doğrultusunda  büyük baskılar uygulamakta ve  bu nedenle de  merkezi coğrafya  bir  sıcak  çatışma ve  savaş alanı olmaktan kurtulamamaktadır .

Filistin'i haksız olarak işgal eden ,  milyonlarca Filistin'liyi göçe zorlayan , bölgedeki bütün Arap ve Müslüman ülkeler ile  yarım yüzyılı aşkın bir süredir sürekli olarak savaşan  İsrail'in  , yeni aşamada Suriye üzerinden İran'ı hedef tahtasına oturtan politikalarına Türkiye'yi alet etmeğe çalıştığı  son zamanlardaki gelişmeler ile açıkca ortaya çıkmıştır .

Bölgediki büyük devletler ile sürekli savaş halinde olan İsrail sürekli bir güvenlik arayışı içine girdiği için  Amerikan ordusu  Orta Doğu'ya getirilmeğe çalışılmakta  ayrıca dünya jandarması olarak  Nato  İngiliz üslerinden yararlanma doğrultusunda Kıbrıs'a getirilerek  bölge devletlerine karşı kullanılmak istenmektedir . Avrupa devletlerinin İstanbul zirvesinde Nato'nun  Orta Doğu'ya  taşınmasına karşı çıkması üzerine geciken planların , gecikmeli de olsa  David ya da Pers planları doğrultusunda  ABD gücünden yararlanılarak devreye sokulmağa çalışıldığı anlaşılmaktadır . 

Bölgedeki terörün  tırmandırılması ve  savaşların artması karşısında  David planı tehlikeye girdiği için , gelecekte muhtemel bir Pers planının Türkiye üzerinden devreye sokulmağa çalışıldığı ve bu doğrultuda  ABD ve Nato destekli askeri harekatlara Türkiye'nin de  ortak olarak katılması istenmektedir . Türkiye'nin güney ve doğu komşularıyla bütünüyle savaşa girmesi , Atatürk Cumhuriyetinin geleceğini tehlikeye atacak  ,uzun süreli bir savaş sonrasında Suriye, Irak, Türkiye, İran ve Arabistan devletleri ortadan kalkacak ve  Lübnan ya da Ürdün benzeri küçük devletçiklerden oluşan bir  merkezi coğrafya oluşturulacaktır .

Yeni Pers planı  ,İran'ın Türkiye'ye yok ettirilmesiyle ve bu savaş aşamasında Türkiye'nin de dağılmasıyla , uygulama alanına getirilerek Yeni Osmanlı görünümünde  İsrail merkezli olarak gerçekleştirilecektir .

David Passig  , 2050 isimli kitabında   üst düzey yöneticisi olduğu İsrail devletinin yüzüncü yılına ulaşmasını hedefleyen  açıklamalarda bulunmaktadır .  2048 yılında  yüzüncü yılını idrak edecek olan  üçüncü Yahudi devletinin ,Siyonist  planlar doğrultusunda  dünya egemenliğine yönelmesi yolunda  Türkiye Cumhuriyeti kullanılmak istendiği için , Türk devletinin  yüzüncü yılına gelemeden yıkılması gibi bir durum gündeme gelmektedir .

Komşularıyla  bölgesel bir büyük savaşa girecek Türkiye'nin  böylesine büyük bir çatışma aşamasında  Yugoslavya gibi dağılması söz konusudur .  Küresel plan ve programlar bu doğrultuda Avrupa Birliği oluşumu  içerisinde Türkiye'ye dayatılmış ve Türk devletinin  tasfiyesi yarı yarıya  başarılmış gibi görünmektedir . Avrupa Birliği gibi bir bölgesel oluşuma tam üye olmak uğruna Türkiye Cumhuriyeti ondan fazla uyum paketi sayesinde  demokratik bir tasfiye sürecine maruz kalmış  ve kendi ekonomisini yönetme hakkını kaybederek küresel sermayenin güdümü altına girmiştir .

Avrupa Birliği 2014 tarihini Türkiye'ye tam üyelik için vermiş ve 2013 yılına kadar Türkiye'nin yapması gerektiği işleri dayatmıştır . Türkiye böylesine bir çıkmazda 2014 yılında Avrupa Birliğine tam üye olmak için çabalarken ,2013 yılında Türk devletinin  Yugoslavya benzeri bir  tasfiye ve dağılma noktasına geleceği anlaşılmıştır . İşte bu büyük emperyal ve Siyonist oyun  açığa çıkınca , Türk  halkının ulusalcı kesimleri , Türk devletini gelecekte kurucusu Atatürk'ün söylediği gibi ilelebet payidar kılacak  ulusal planları 2023  hedefi doğrultusunda  gündeme getirmişlerdir . 

İlk olarak Türk toplumunun ulusalcı kesimlerinin oluşturduğu Ulusal Güçbirliği  Platformu , 2005 tarihinde hazırladıkları "Güçlü Türkiye -2023 " isimli   yeniden var olma planı  kamuoyuna ilan edilmiş ve daha sonraki yıllarda , Türk toplumu cumhuriyetin yüzüncü yılına kilitlenerek 2023 de  bir büyük dünya gücü olacak yeni Türkiye hedefine  dönük gerçek anlamda  ulusal programlar  birbiri ardı sıra yayınlanmağa başlanmıştır .

Son genel seçimler sırasında da  , 2023 hedefi ,Türkiye Cumhuriyetinin yüzüncü yılına  erişme doğrultusunda  ana  tercihi olarak ortaya konulmuştur .

David Passig  , 2050 isimli kitabında  İsrail devletinin yüzüncü yılını aşan bir hedefi ortaya koyarken , Türkiye'yi komşularıyla savaşa sürükleyebilecek  bir Pers modeli planını  dolaylı olarak öne sürmektedir .  Bu doğrultuda İsrail'in yüzüncü yılına ulaşabilmesi yolunda Türkiye Cumhuriyetinin yüzüncü yılına erişemeden  dağılması gibi bir  olumsuz durum  kendiliğinden gündeme gelmektedir . 

İsrail'in yüzüncü yılı doğrultusunda 2050 onlar için bir ulusal hedef olarak ortaya konurken , Türkiye Cumhuriyetinin yüzüncü yılına ulaşabilmesi doğrultusunda da  2023  Türkler açısından kesinlikle vazgeçilemiyecek  ulusal bir hedef olarak ortaya çıkmaktadır . İsrail devletinin danışmanı  yazdığı kitapta böylesine bir  çelişkili durum için çözüm üretememekte ve  onların 2050 planları doğrultusundaki önceliklerini öne çıkararak , Türkiye Cumhuriyetinin 2023  vizyonunu ve  milli programlarını görmezden gelmektedir .

Türkiye Cumhuriyeti devleti ve Türk ulusu , 2050 yolunda öncelikli olarak 2023  ulusal hedefine öncelik vererek  hareket etmek zorundadır . Bu yüzden  , Türkiye açısından gelecek  vizyonu 2023 ile  ifade edilecektir . 2050 ise daha sonra düşünülecek bir durumdur . Ama kesinlikle 2050 uğruna 2023  vizyonundan ve milli program ve  planlardan vazgeçilmeyecektir .

 

Prof.Dr.A N I L   Ç E Ç E N


E-Posta ile gönderilen veya direk Web sitesine yayınlanması için gönderilen yazıların fotoğraf gibi tüm demokratik protesto, bilgi, haber, yorum ve sosyal/siyasal içerikli paylaşımlar TC Anayasasının;
MADDE 25: "Düşünce ve Kanaat Hürriyeti";
MADDE 26: "Düşünceyi Açıklama ve Yayma Hürriyeti"
kapsamında Web sitemizde yapılmıştır.
Kişisel veya kurumsal Demokratik düşünce ve kanaatlerimiz engellenmesi ve/veya şiddet/baskı altına alınması, bu nedenle
"Yazar olan biz Hakkımızdaki veya kullanıcıların kullandıkları web sitesindeki yayınlanan haberler dolayısı ile olası her türlü anti-demokratik yasal girişimi",
TC Anayasası, AİHM ve İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi kapsamında, her türlü yasal haklarımız saklı kalmak üzere, peşinen reddederiz…

OKUYUCU YORUMLARI

UYARI:Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.(Yorum Yapanın Taahütü)Yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
Ad Soyad
E-Posta
Güvenlik Kodu: Guvenlik
Yorum
Copyright ©2010 - Tüm hakları saklıdır.
PHP Haber Sitesi Türkiye Tasarım
Rogg&Nok Haber- Tüm Hakları Saklıdır. İzinsiz Ve kaynak gösterilmeden Alıntı Yapılamaz. Yayınlanan Tüm Haber Ve Açıklamalar İlk Kaynaktan Ulaştırılan Açıklamalardır. Sitemiz Bu Açıklamalara Ekleme Veya Müdahelede Bulunmadan Yayınlar. Yorum,Makale, Sizden Gelenler Bölümündeki Yazılardan Yazanlar Sorumludur. Harici Bilgiler Ayrı Bir Sayfada Açılır. Rogg&Nok Haber Bu Linkler Ve İçeriklerinden Sorumlu Değildir.Her Türlü Haber Ve İletişim İçin roggnok@gmail.com Adresini kullanabilirsiniz. Sitemizden Daha İyi Yararlanabilmek için Gizlilik İlekeleri Ve Yayın Prensiplerimzi Okuyunuz. En İyi İnt Exp 8+ 1024x768 Görüntülenir