25 Mayıs 2018 Cuma 07:49:36
» Masal mı, Hikâye mi, Öykü mü, gerçek mi?

Masal mı, Hikâye mi, Öykü mü, gerçek mi? - Cessur Demirali Gürsu

Paylas
Masal mı, Hikâye mi, Öykü mü, gerçek mi?
http://www.bagimsizozgurmedya.com/turkhaber.html
- 08 Mayıs 2018, Salı 19:23:15
12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

...

 

 

Dünya ve ülkemizde kullanılan dil ne olursa olsun kim anlatırsa anlatsın ve anlamları algılamak başka, o algılardan anlam çıkarmak başkadır…

 

Masal: Genellikle halkın yarattığı, ağızdan ağıza, kuşaktan kuşağa sürüp gelen, çoğunlukla olağanüstü durum ve olayları yine olağanüstü kahramanlara bağlayarak anlatan halk hikâyelerine masal denir.

 

Kahramanlarından bazıları hayvanlar ve tabiatüstü varlıklar olan, olayları masal ülkesinde cereyan eden, hayal mahsulü olduğu halde, dinleyicileri inandırabilen bir sözlü anlatım türüdür.

 

Genellikle özel kişiler tarafından, kendisine mahsus (olağanüstü) zaman, mekân ve şahıs kadrosu içinde, yaşanılan hayatla hayal edilen hayatın sistemli bir şekilde ifade edildiği, klişe sözlerle başlayıp, yine klişe sözlerle biten hayal ürünü sözlü anlatım türüdür.

 

Günlük hayattan sıyrılarak, insanların muhayyilelerinde tabiat ve gerçek dışı âlemde yaşattığı kahramanların hikâyesi, sözlü nesir türüdür.

 

Hikâye: Yaşanmış veya tasarlanmış bir olayı bir durumu; yer kişi ve zaman belirterek anlatan kısa yazılara öykü (hikâye) denir.

 

Genellikle romandan kısa olurlar dar bir zamanı kapsarlar kişileri romana göre daha azdır anlatılanları tek ve sınırlıdır ve olayla ilgili yer ve zaman belirtirler. Serim düğüm ve çözüm denilen üç bölümden oluşurlar. Olayı sürükleyen bir kişi(öykünün kahramanı) vardır.

Hikâye kısalığı ve kurgusuyla masala kişilerin nitelendirilmesi eylemin işlenişi ve canlandırılmasıyla da romana yaklaşır. Hikâyenin kısalığı yapısal olarak kişinin niteliğiyle geliştiği eylem arasındaki sıkı bağdan kaynaklanır. Hikâyenin çerçevesi çoğu kez anlatıcının durumunu belirterek çizilir.

Halk hikâyeleri; konuları bakımından Aşk Hikâyeleri ve Kahramanlık Hikâyeleri olarak ikiye ayrılır. Türk hikâyeciliği en parlak dönemini Cumhuriyet döneminde yaşamıştır. Bu dönemdeki yazarların çoğu(Halide Edip Adıvar Hüseyin Cahit Yalçın vb.) romancılığı öne almışlardır hikâyeciliği bir yan uğraş olarak kullanmışlardır.

 

Öykü: Yaşanmış veya tasarlanmış bir olayı, bir durumu; yer, kişi ve zaman belirterek anlatan kısa yazılara öykü denir.

 

 

Öyküde; olay tek, kişi sayısı az, zaman oldukça dar olup olayın geçtiği yer sınırlıdır. Öykü hayatın kısa bir kesitidir. Olay ya kahraman anlatıcı bakış açısı (birinci tekil kişi) ya da ilahi bakış açısı (üçüncü tekil kişi) ağzından anlatılır.

 

 

Hikâye, insan hayatının bir kısmını, yer ve zaman kavramına bağlayarak anlatır.

 

Hikâyede olay veya durum vardır. Olay ya da durum şahıslara bağlanır; olay veya durumun ortaya konduğu mekân ve zaman belirtilir; bunlar sürükleyici ve etkileyici anlatım ile işlenir.

 

Öykülerde düşündürmekten ziyade, duygulandırmak ve heyecanlandırmak ön plandadır.

 

Öyküler (hikâyeler), gerçek veya hayal ürünü bir olayı kısa biçimde işler.
 

 

Hikâye, olay eksenli bir edebiyat türüdür. Öyküde temelde bir olay mevcuttur ve olaylar genellikle yüzeyseldir. Hikâyeler daha çok yazarların anılarını anlatması biçiminde ortaya çıkar.

 

Hikâyeler Avrupa’da roman ile yaklaşık olarak aynı zamanlarda ortaya çıkmıştır. Özelikle Realizm akımının etkili olduğu tarihlerde öykü türü müstakil bir edebi tür olarak kendisini göstermiştir.

 

Tek bir olay vardır. Olaycılar yoktur.

 

Şahıs kadrosu dardır.

 

Kişiler çoğu zaman hayatlarının belli bir anı içinde anlatılır.

 

Hikâye kısa bir edebi tür olduğu için bu yapıtlarda fazla teferruata girilmez. Olayın veya  durumun öncesi, sonrası okura sezdirilir. Okur, birtakım sözcüklerden yararlanarak ve düş gücünü kullanarak kişiler ile ilgili veya  olaylar ve durumlar ile ilgili hükümlere ulaşabilir. 

 

Kısa oluşu, yalın bir olay örgüsüne sahip olması, çoğunlukla önemli bir olay veya sahne aracılığı ile tek ve yoğun bir etki uyandırması ve az sayıda karaktere yer vermesi ile roman ve diğer edebiyat türlerinden ayrılır.

 

Gerçek:  Şimdi de Kaynak olarak, Atatürk Üniversitesi Sosyoloji Bölümü 1. Sınıf "Felsefeye Giriş" ve 3. Sınıf "Çağdaş Felsefe Tarihi" Dersi Ders Notları (Ömer YILDIRIM); "Felsefe Sözlüğü" Orhan Hançerlioğlu olarak bildirilen derlemeyi Sosyolog Ömer YILDIRIM aktardığı bilgilerden bir bölümü…

 

Gerçek, somut ve nesnel olarak var bulunandır. Hakikat'se gerçeğin bilinçteki gibi yansısıdır.

 

'Hakiki' deyimi hakikat olanı hakikatle ilgili olanı dile getirir. Günümüze kadar sürüp gelen idealist felsefenin doruğu olan Hegel'de şu deyimle dile gelir diye bilinir:  "Gerçek, ussal olandır". Elea'cılar oluş'u yadsıyarak tek gerçekliğin 'varlık' olduğunu ileri sürmüşlerdir. Onlara göre duyumlarımızla algıladığımız her şey bir yanılsama, bir görüntüden ibaretti. Var olan şeylerin tümü yanılsama, görünüştü. Sadece bir tek ve evrensel 'varlık' gerçekti, ama varlık var olmuş değildi, çünkü gerçek olan var olamazdı. O ancak usla bilinebilir, usla tanınabilirdi.

 

Aslında bu bir kavramsal yanılsamadır, gerçek olmayanın var olmaması gerekir, var olmayan şey de yoktur. İdealizmin bütün dayanağı 'gerçek' deyimine tümüyle ters bir anlam vermesidir, onlara göre gerçek "tümeldir, kavramsaldır, ussaldır". İdealistler 'gerçek'i "başkaca hiçbir varlığa borçlu olmaksızın bağımsız bir varlığa sahip olan" biçiminde tanımlarlar. Onlara göre dış dünyada ne varsa varlığını bir başka varlığa borçludur, bağımlıdır ve bundan ötürü de gerçek olmayıp görüntüdür. İdealizm böylece zorunlu olarak 'tanrı' kavramına varır, çünkü bütün bağımlılar tek bir bağımsız tümelin ürünü olmalıdırlar. İdealizm duyusalı yadsımaya çalışmakla, gerçekte 'özdek'i yâdsıma çabası içindedir. 

 

 

Soyut gerçek yoktur, gerçek daima somuttur". Gerçek, bilinçten bağımsız, somut ve nesneldir. Bilinçten bağımsız olarak tüm var olanlar gerçektirler. Bu anlamda gerçek deyimi, 'özdek' ve 'nesne' deyimleriyle de ilişkilidir. "Özdek, bize duyumlarla verilen nesnel gerçekliktir". Tüm nesneler de gerçektirler. Gerçek deyince bilincimizin dışında nesnel olarak ortaya çıkmış bulunan nesne, nitelik, koşul, durum vb. gibi olgu ve olayları anlarız. Hakikat da bu nesnel gerçeğin bilincimizdeki yansısıdır. Hakikat, gerçeğe uygunluğu oranında gerçek olur. Hakikate uygun, demek ki doğada gerçeğine uygun olmayan bir kuramın hiçbir değeri yoktur. Bu anlamda gerçek, kılgı kavramıyla da ilişkilidir. Bir kuram (teori)'ın doğru olup olmadığını pratikle, eş deyişle gerçekle deneyerek anlarız. Yapmamız gereken, gerçekleri tasarımlarımıza uydurmaya çalışmak değil, tersine, tasarımlarımızı gerçeklere uygun kılmak ve böylelikle hakikati elde etmektir. Duyumlarımız, algılarımız, tasarımlarımız, kuramlarımız nesnel gerçeğe uygun oldukları oranda hakikat olur. Demek ki her hakikat da nesneldir. Gerçek (Fr. reel)'e uygun düşmeyen öznel kanılarımız, tasarımlarımız, düşlerimiz, yapıntılarımız ve yanılsamalarımız hakikat değildir. Örneğin 'hayalet' hakikat değildir, uydurmadır ve yanılsamadır, çünkü düşüncemizin dışında var olan bir gerçeği yoktur.

 

Yukarıda belirtiğim bilgilerin çoğu internet ortamında geniş olarak bulmanız mümkündür…

 

İşte çağımızın gereği olan bilgi akışı böyle buna bezer olgular ile çağdaş bilimsel araştırma yapmamızı sağlar…

 

Saygın Okurlarım,

 

Bir yazar, bir düşünür, bir medya çalışanı susarsa dünya susar…

 

Günümüzde, baskı ile anlayış çerçevesinde yazı ve metinleri anladığı biçimde baskı unsuru olarak yanış aksettiren kişi ve grupların ülkemizde yasaları kullanarak neler yaptıklarını sağır sultan bile biliyor…

 

Şimdi susmuyorum, çünkü ben bir bağımsız özgür düşünceye ve fikir hürriyetine bağlı olan Türk Yazarıyım.  

 

Size hem büyüklerin hem de küçülmüş kesimlerin anlayacağı bir dilde bir dizi bilgiyi günümüz koşullarında “Masal mı, Hikâye mi, Öykü mü, geçek mi?” şeklinde size yazıyorum….

 

Bakalım bunu nasıl anlayacaksınız;

 

Bir varmış, bir yokmuş, Evvel zaman içinde, Kalbur sanal içinde, Din sömürücü kesim tellal iken, pireler danışman iken, ben hayat beşiğini tıngırı mıngır salar iken…

 

Bir masalcı dede bunları bana anlatı, bende anlayan olur belki diye sizlere anlatıyorum…

 

Korkunç bir masal korku masalı olmasına rağmen ama ha unutmayın korkutan bir masaldır. Cesur olan insandır….

 

Korkunu ecele faydası yoktur.

 

Belki sizler bundan bu masaldan ibret alırsınız…

 

Masalımız dünyanın en güzel en farklı dil, din, ırk, mezhep, ayrımı gözetemeyen bir dünyanı kıskandığı ülkesinde başladı…

 

Doğusundan batısına, güneyin kuzeyine, halkı bir bütün olarak var oluş çabası gösteriyordu.

 

Her toplum ve her kişi gibi ayrı düşüncelerin ve fikirlerin konuşulduğu misafiri başını üzerinde taşıyan, her zaman herkese yardımcı olan başka ülkeler örnek yaşımı olan küllerinden doğan bir ülke idi….

 

Zamanla dış ve çevresindeki komşuları bu kadar güzel ve  bölgesine örnek olan bir ülkeyi kıskanmaya başladı.

 

Ve fitne fücur ihanet tohumlarını o ülkenin tarlalarına ekmeye başladı…

 

Sonunda bu tohumlar ayrık otu gibi tüm ülkeye sarmaya başladı…

 

Bu arada bu kötü tohumlarda oluşmuş canlı türleri, bu türe o çağda insanlar deniyordu ve yavaş yavaş bu ülkeyi bu canlı türü ele geçirmeye başladı…

 

Din mezhep, ırk ayrımlarını körükleyen bu adi tohumlar sayesinde yıllardı yaşadıkları ülke yavaş yavaş yok oluyordu….

 

Şeytan detaylarda saklıdır…

 

Evet,

 

Çocuklar ve küçük düşünen, büyük planları olan küçük kesimler, 

 

Bu şeytan ve çocukları sayesinde yalan ve dolanla bu ülkenin başına yönetici oldular…

 

Masalımızdaki ülkede; önceden iyi niyetli çıkarını düşünmeyen halkı bunlara ve şeytansı düşünce yapısını görmedi, çünkü şeytan detaylarda saklanıyordu. Ve misafir seven bu toplum onları da başlarının üzerinde taşıdı… Ta Ki ölüm ve yok olma politikaları ülkeye adapte oluncaya kadar. Ülkelerinde neler olduğunu bilmeyen ve bunları öğrenme zahmetinde bile bulunmayan halk bunları görünce uyandı mı dersiniz…

 

Korkunç olan masal işte burada başlıyor… Hayır uyanmadılar, çünkü üzerlerine ölü toprağı serpilmiş bir toplum oluşturuldu, toprağın her bir noktası bu halkın üzerinde baskı uygulayarak uyanmalarını etkiliyor ve uyana olursa hemen bunları uyutmak için iç politikalar üretiliyordu….

 

Bu şeytanı nasıl bir uygulama içinde olacağını gören ve hisseden kişiler onların karşısında durmaya çalıştılar…

 

Korkunçluk burada da kendini gösteriyordu, Karşı durmayı onları yaptığı yoldan gitmeyi onları yaptığı olgular üzerinden yapmayı tercih ettiler…

 

Onlar bozuyor bunlar bozuk yolda onları bozduğu yolları düzetmeye çalışıyorlardı. Alternatif yolları bularak o yolları bozanların önüne çıkmayı düşünemediler çünkü yapılmış bir yol vardı. O yol bozulup düzeltile bilirdi.  Fakat bu yolu bozanları önü kesilmesi için ay harekâtı yapılması gerekli idi bunu düşünen beyinler yavaş yavaş yok edildiler…

 

Düşünen ve üreten beyin bile olsa arakasında belli bir kitleyi yanı halkı bilinçlendirmeyi beceremezlerse veya bu engellenirse, nafile bir çabaydı onlar destek veren kesimlerin uyarıları…

 

Korkunç! Çıkar ve çıkar üzerine kurulu bir düzene halk alışmıştı… Halk, Kan kokusu duymadan uyuyamaz olmuştu, o çağda modern vampirlerin tohumları da o ülkede yeşermişti, vampir ve köpekleri olduğunu anlayan halk yine uyanmadı. Köpek köpekliğini yaptı her zaman her yerde bu kan içici vampirleri korudu…

 

Korkunç; Vampir ve vampir uşakları kan ile kurulmuş saraylarda halkın parası ile sefa sürerken halk kendini sefaletin içine sürüklendiğini görmedi…

 

Korkunç; Yalanlarına ve dolanlarına halk inanıyordu ve dış genetiği bozuk tohumları ülkeye sokan kesim bu inanca bıyık altından bu kurdukları şeytani inanca gülüyorlar ve o çağda halkın çoğu uyurken tohum üretici kanlı şirketler bunlara göre değişik senaryolar kurarak yıkım projeleri o çağda uyguluyorlardı…

 

Korkunç; Yurdunda barışı dünyada barışı savunan o çağdaki ülkede, o çağda savaşı körükleyen bir şeytan yöneticinin boyunduruğu altıda ona biat ederek o çağda o toplum yaşıyorlardı…

 

Korkunç; Bu ülkede şeytan ve onun uşakları sayesinde başta Yasa, Hukuk olmuştu guguk, eğitim çardaş eğitim olmaktan çıkmış sucuk dağıtan, öğrencilerine baskı kuran öğretmenlere öğrenciler emanet ediliyordu… Öğrencilere tecavüz eden öğretmen ve sözde din hocaları… Dini yönden kurdukları yurtlarda gençlere işkence yaparak din yolu ile fuhşa teşvik eden, din üst kurulu bile vardı… Bunu yanında beden eğitimlerinde bile kadın kız öğrenci gördü mü hemen aklına tecavüz edeceğini söyleyen felsefe hocaları bile bu şeytanın ve uşakları sayesinde ülkeye kötü tohum olarak sözde öğretmen olarak dolaşıyorlardı…

 

Korkunç; Bu bilgileri veya diğer olumsuz veya kendi düşüncesine göre veren ve duyuran kişiler hakkında yasal işlemler yapılan bir o çağda ülke vardı…

 

Korkunç; İşte bu zaman diliminde o çağda Teknoloji ilerlerken bu devlet geriye gidiyordu. Bu ortamda kendi gücünün farkında olmayan halk ile dalga geçilmesin istemeyen bir kişi onlar ile anladıkları dilde dalga geçecek ve bilgileri verecek bir ortamı kurmaya çalıştı…

 

Kahramanımızın, Bu kurduğu ortam önce fazla rağbet görmedi…

 

Daha sonra yavaş yavaş kahramanımız ve yaptıkları hakkında konuşulmaya başlandı yılar yılları kovaladı ama hikâyemizde olan kahramanımız hiçbir düşünce çizgisinden vaz geçmeyen ve hiçbir taviz vermeden olan kahramanın yanında birçok kişi o var olduğu surece oldu… Kahramanımız tek başına savaşırken olgular onu ne yöne götüreceğini bilerek bu düşünce ve fikir savaşına girmişlerdi…

 

Kahramanımızın hazırladığı bahçede o ortamda kendileri kendi anlayışlarına göre özgür ve bağımsız olarak elma ağcı ve ağaçları dikmeye ve bu oluşan meyveleri herkese o çağda sanal ortamda yaymaya başladılar…

 

Bazen üretilen meyveler ekşi bazen meyve kurtları girerek elma tarlası bozulabilirdi ama o çağda sanal ortamda bu bozulan fikir meyveleri düzgün fikir ve doğru davranışlar ile geçek düzleme çıkmadan düzeltilecekti bozuk olan meyveler fikir ve düşünce ortamında düzetile bilirdi…

 

Eyer ki geçek düzlemde yani geçek hayatta bu olası olgular olsa idi tüm düzgün fikir veren ağcılar kendi kedini yok edebilirdi.

 

Zaten senaryo yapımcılarının istekleri geçek hayata bölünmeyi ve parçalanmayı sağlamaktı bu nasıl olursa olsun, olması onları bu projeleri için olmaz ise olmaz bir olgu idi…

 

Hiç çiçek veren elma acını gördünüz mü? Çocuklar…

 

Mutlu olmak sizin de hakkınız çocuklarım, gözünüzü kapatın ve yukardaki anlatılan masalı hayal edin….

 

İşte mutluluk olgusu için meyve vermeden çok güzel görünür. O elma ağaçları bunu da hayal edin…

 

O görüntüye bakınca hayran olursunuz, daha sonra bu ağaç çiçeklerini dökünce tüm tarla pembe ve kırmızı bir müddet olur. Fikir fırtınası esene kadar bu olguyu görebilirsiniz…

 

Daha sonra, o çiçeklerin yerine meyve vermesi beklenir…

 

Yeşil yaprakların içinde önce yeşil daha sonra kırmızı elmalar oluşur…

 

Bu elmalar herkesi cezp eder. Ve herkes bu elmayı yemek ister…

 

Birde köydeki o çocuklar meyve veren ağcı taşlayarak elmaları düşürmeye çalışırlar…

 

Çünkü onların çocuk akılları ancak buna erer ve buda sanal ortamda hoş görülür fakat geçek yaşamda bu olgu değişik ortamlarda değişik tepkiler alır. O nedenle sanal ortamda oluşsan olgulardan ders çıkarmak ve düzgün olarak hayatı devam ettirmek gerekir.

 

O çocuklar elmayı o kadar çok ister ki sanal ortam dâhil geçek yaşamda taşların dallara zarar verip ağacın altına gittikleri zaman fikir fırtınası çıktığı anda o ağacın atında olan o çocuklar, yıprattıkları dalar sivri uçları o fırtına esnasında onların başına inince yaralanıp ağlaya ağlaya oradan uzaklaşırlar…

 

İşte buda Elma ağacının intikamı olarak söylenirdi o çağda…  

 

Sevgili çocukları,

 

Buraya kadar anlaşılmayan bir şey yol sanırım bu çağda…

 

İşte o çağda, elma bahçesin sahibi bir gün kadı yardımcısı tarafından bir konu görüşeceğiz diye çağırılır…

 

Ne demiştik Şeytan Detayda Gizlidir…

 

Biliyorum çocuklarım, yüz yüze hiç sizlerle gelmedik, fakat siz şu anda bu masalı okuyorsanız…

 

Çocuklarım, sizler neyin gerçek neyin Hayal olduğunu da biliyorsunuz demektir…

 

Şeytanı bulmak için onula dans etmeyi de bilmeniz gerekir…

 

İşte masalımız, o çağdaki durumu siz çocuklara aktarıyorum;

 

Kahramanımız o çağda kendi çapında sanal ortamda elma bahçesini kuran bir kişi idi…

 

Bilgileri ve her ne olursa olsun paylaşmak ve bilgileri yani dünyadaki olguları ve yurttaki tohumların yaptıkları doğru veya yanlış haberleri analiz edip herkese açık elma bahçesinde yayınlamak amacı ile uğraşır iken Bağımsız Özgür bir bahçeyi kurmuştu…

 

Bazı ona güven ve dostluğundan şüphe etmeyen arkadaşları yardımı ile elma bahçesini o çağda sanal olarak gündeme getirdi…

 

Yine günlerden bir gün olan olguları anlatmak istedi…

 

Şimdi masal olarak devam ettiğimiz masalımız hikâye olarak devam edecek…

 

Hatta bunu bir öykü olarak da algılayabilirsiniz isterseniz bir kenara koyup daha sonra aklınıza takılırsa okuya bilirsiniz….

 

Sizin kararınız…

 

Evet,

 

O çağdaki bir kısa hikâye;

 

Kahramanımız önce bunu aktarmadan kendine sordu…

 

Kadı veya kadı yardımcısına gittiği zaman;

 

Bir uyarı mı?

 

Bir korkutma politikası mı?

 

Hukuk yolu ile susturma mı?

 

Yasaları kullanarak Tehdit ve baskının yan uygulaması mı?

 

O çağda elma bahçenin kurucusu oklan kahramanımızın evine sabah polisler gelmiş…

 

Kahramanımız ise araştırmayı ve bilgilenmeyi gençliğinden beri çok sevdiği için bilgi almak için o gün  o çağda kütüphaneye gitmiş olduğu için onu evde bulamamışlar…

 

Bulsa imişler mevcutlu olarak kadının önüne terör eylemi yapmış gibi çıkaracaklarmış.

 

Ve bunu da tüm komşuları görecekmiş…

 

Neyse ki araştırma yapmak için üniversitede olduğu için kahramanımızı bulamamışlar…

 

O çağda Saat 10:00 civarı iken kahramanımızı bir polis memuru telefonundan aramış adını ve soyadını doğruladıktan sonra “ Kadı yardımcımız sizin ile görüşmek istiyor” demiş…

 

Kahramanımız  “Tabii olur nerede” diye sormuş…

 

Karşımdaki polis “BATI SARAYINA GELECEKSİNİZ” diye kahramanımıza sarayın adresini vermiş…

 

Kahramanımızda neler olacağını bilmeden “saat 10:30-11:00 gibi gelirim” demiş.

 

Kahramanımız o çağda Saat yaklaşık 11:00 da kendi isteği ile kadı yardımcısı makamına giderek kadı yardımcısının kâtibine “ben geldim” diyerek beklemeye başlamış.

 

O çağda Saat 11:30 olmuş. Kadı yardımcısının kâtibi “siz kolluk kuvvetlerine götüreceğim orada ifadeniz alınacak” demiş…

 

Kahramanımız biraz şaşırarak kendi isteği ile gediğini düşünerek ve kurulan tezgâhın farkına vararak, “Kadı yardımcısı ifademi almayacak mı” demiş…

 

Kâtip ise “kadı yardımcımız öyle uygun buldu” demiş ve kolluk kuvvetleri yerine kahramanımızı götürmüş…

 

Kahramanımız kolluk kuvvetlerini yerinden içeri girerken komik bir şey olmuş. Kolluk kuvvetlerini şefi “seni palabıyıklı biri olarak bekliyordum” demiş. Demek ki tezgâh daha önceden kurgu olarak yapılmış görünümü doğrulandı gibi oluyormuş.  Sonra gülüşmüşler ve kahramanımız içeri girmiş…

 

Saraya geldiğinde çok at arabası o çağda sarayın önünde varmış. İşte o çağda sarayın park yerinde kendi at arabasına park etmek ve zamanında kadı yardımcısını yanına ulaşmak için çok yol yürüdüğü için terlemiştim… Ve de kahramanımızın hafif bir konuşma bozukluğum olduğu için. Öce kapıda karşılaştıkları kolluk kuvvetlerinin Şefleri “sakin ol, sen hep böyle misin yoksa buraya gediğin için mi.” Demiş. Kahramanımız onun bu sözlerine hafif gülümseyerek  “Yok” demiş… “benim ufak bir rahatsızlık geçirdim onda konuşmam bozuk ve buraya gelmek için zor park yeri buldum”  demiş. Daha sonra ön yargılı olarak davran kolluk kuvvetleri kahramanımızın konuşma bozukluğu olduğunu anlayınca zar zor ifadesini almışlar… Bu polisler 10-15 yıldır emniyet güçlerinde memur olarak çalıştıkları için ve kahramanımız 26 sene bir fiil devlet memurluğu yaptığım için onların davranışlarını anlamış…

 

Bu sırada hiçbir kötü davranış ile de hiç karşılaşmamış…

 

Aldıkları emri uyguladıklarını zaten kahramanımız biliyormuş… Onlarda delikanlı ve şerefli bir emir kulu olarak ellerinden geldiğince kahramanımızı anlamaya ve ifadesini almaya çalışmışlar…

 

Biraz onlar için bu ifadeyi almak zor olsa bile saygılarını kaybetmeden ifadeyi Almışlar…

 

Daha sonra kadı yardımcısı geliyor denmiş…

 

Evet,

 

Kadı yardımcısı oraya gelmiş…

 

Yan gözü ile kahramanımızı sözmüş daha sonra yüzüne genç bir delikanlı olarak bakmış.

 

Sonra kolluk kuvvetlerine odası hakkında “odanız çok güzel olmuş, güle güle kullanın” demiş ve gitmiş...

 

Ardından şefleri bürodan çıkmış…

 

Neler olduğunu tahmin eden kahramanımız ve orada olan kolluk güçleri ile artık beklemeye başlamışlar…

 

O sırada Kahramanımız büronun içinde ama çalışan personelin oturduğu alanın dışında banko ile bölünmüş bir yerde buluna bir büro sandalyesine oturup beklemesini söylemişler.

 

Bizim kahramanımızın bir kötü huyu varmış oda sigara içmeği istemiş. “Burada zehir odası var mı” diye sormuş. Polislerde “maalesef yok” demişler. Fakat kahramanımız daha sonra sıkılarak ayağa kalktığında bir polis memuru isterseniz tuvaleti gösterip tuvalete gidebilirsin demiş.

 

Kahramanımızda tuvalete gidip sigara içmeyi düşünmüş hatta gitmiş ama sonradan vaz geçmiş ve büroya geri dönmüş… 

 

Otururken konuşma arasında Oranın o çağda eskiden şimdi iktidardaki olan yöneticilerin beraber yolarda yürüdükleri sonradan araların açıldığı dini terör örgütü soruşturmasını yapılması için hazırlanan özel bir büro olduğunu ve buranın o tür soruşturulması için özel yapıldığını…. Ve bu kadı yardımcısının bu eski iktidar ortağı olan din terör örgütünü soruşturmalarını yaptığını kahramanımız öğrenmiş. “ E “ demiş “buraya beni dini terör örgütü kapsamında olan bir soruşturma için mi getirdiniz” diye kahramanımız gülmüş çünkü ona atılan ve yapmadığını savunduğu suç;  “Padişaha ve vezirine sözlü ve resim üzerinden kurduğu elma bahçesinde sanal olarak sözde hakaret etmiş… Ama bunu kabul etmediği suçlaması için kendi isteği ile geldiği bir başka soruşturmaların yapıldığı bir odada” imiş diye o çağda yapmadığı sanal olarak suçlandığı olgu için ifadesi alınmış.

 

O çağda sigara hariç azına su koymadan 15:30’a saat geliyormuş, yaklaşık 4 saat sonra kahramanımıza bazı prosedür gereği kağıtlar imzalatmışlar. “Bunları imzalamanız gerek” demişler. İlave olarak da “kadı yardımcımız ile görüştükten sonra serbest bırakılacaksın” demişler.

 

Kahramanımız “acaba ben tutulumuyum” diye düşünmüş çünkü kendi isteği ve arzusu ile adliyeye gelmiş…

 

“Her halde yanlış anladım” diye düşmüş saat 15:45 Civarı yanına bir polis koyarak kadı yardımcısı odasının olduğu koridora götürülmüş…

 

Bu koridorda kahramanımızın dikkatin şu çekmiş…   Orada başka kadı yardımcılarını odaları varmış her kadı yardımcısının adı yazılı bir oda olduğu halde karamanımıza bakan kadı yardımcısını isminin olmadığını fark etim daha sonra yanımdaki polise sormuş “benim soruşturan kadı yardımcısının  adı ne” demiş polis memuru “…” demiş….

 

Neyse bir süre sonra kadı yardımcısı gelmiş ve odasına girmiş daha sonra kâtibi de odaya girmiş.

 

Kahramanımız “Her halde beni alacaklar” diye düşünürken bir kişi gelmiş…

 

Bu adada tüm oradaki odaları korumak ile görevli olan koruma tam (…) kapını önündeki masada oturuyormuş…

 

O çağda gelen o kişi “ben (…) adliyesine den geliyorum Kadı yardımcımıza yeni görevi için tebriye geldim” demiş…

 

Kadı yardımcısının koruması bu kişiyi kimliğini sormadan içeri almış…

 

Yine kahramanımız düşünmüş “Demek ki bu kadı yardımcısı yeni atanmış bir kadı yardımcısı idi. Belki de iyi niyetle düşünerek diyelim ondan ismi yoktu. Her neyse beni ilgilendirmez” diye düşünmüş…

 

Genç bir kadı yardımcısı imiş…

 

Bir süre sonra kadı yardımcısı kahramanımızı odasına çağırmış…

 

Odada kendisi ile birlikte koruma görevlisi kahramanımıza eşlik eden polis ve kâtibi varmış. Makamı yani oturduğu yeri arkasında dışarıya bakan bir pencere, giriş kapısını solunda bilgisayar kurulu ve kadının kâtibinin oturduğu bir yer. Ve makamının bulunduğu masanın karşısına denk gelen 3 adet deri koltuklu birde ufak bir sehpa vardı. Kahramanımız ayakta savcını sorularına önce cevap verdi ve elindeki kişisel bilgisayarını açarak bahçenin yapım aşamasını okumasını istedi ama bunu katibi ona birazını okudu.. Dinlediğinin fark eden kahramanımız fazla üzerinde durmadı…  

 

Orda da o odada da zorda olsa kahramanımız derdimi anlatmış kısaca demiş ki “burası özgür bir elma bahçesi olduğu için herkes özgürce ve de bağımsız elma ağcı dikti. Burası bir sanal bir tarladır. Ben gelen olarak nasıl ekim yapıldığına müdahale etmem” diye söylemiş kadı yardımcısı, ise “hiç olur mu oranı sorumlusu sensen müdahale edeceksin” gibi karamanımız ile konuşmuş. Soruşturması bitince kahramanımıza sormuş.  “Sen nerelisin” demiş kahramanımız o çağda  “Başkentliyim ve batıdan göçerek gelmişiz yani bu ülkeyi kuranın doğduğu şehirden gelmişiz” demiş… Bu sözleri kadı yardımcısı duyunca; Evet, duyduğu zaman ”devletimizi kuran o kişi padişahımız efendimize ve onun vezire Hakaret eder miydi?” Gibi sözler söylemiş. O esnada Kahramanımız şunu düşünmüş hakaret nedir ve nasıl yapılınca hakaret olarak algılanır sanal bir bahçede yapmadığı bir hakaret edilince geçek düzlemde sanal olgu için buraya gelmesi olasılığı içinde o anda kendini tutması gerektiğini fark etmiş…

 

Tartışmanı şu aşamada hiçbir yararı olmadı için. Ve tekraren “ben kimseye hakaret etmedim dedim.” Demiş. Kadı yardımcısı ise kahramanımızdan çok genç olduğuna göre şimdiki o çağda kendi çıkarı değil yaşadığı ülkeyi yeni baştan kuran ve kollayanlara yapılan hakaretleri bilmiyor diye iyi niye ile düşünmüş…

Ve de kahramanımıza “sen dışarıda bekle değerlendirme yapacağız” demiş. İçeride koruma görevlisi katibi olduğu halde. Kimin ile değerlendirme yapacağını merak eden kahramanımız dışarıya çıkartılmış… O genç polis ile biraz oturduktan sonra içerden haber gelmiş.

 

Genç delikanlı kadı yardımcısı kahramanımız için tutuklanmasını istemiş.

 

Kahramanımız ile oluşan üzerine atılan bu suçlama kapsamında kadı yardımcısının kahramanımız hakkında detaylı araştırma yapmaması bazı tezgâhların nasıl kurulduğunu gösteriyor “zamanla bunları da anlayabilecek bu delikanlı” olarak “şimdilik dediği olsun” diye kahramanımız düşünmüş…

 

Sanki terörist bir eylem yapmışım gibi tutuklanmasını istediği için delikanlı olduğundan  “canı sağ olsun” diye kahramanımız yine düşünmüş… Ve o polisle birlikte mahkeme salonun önünde beklemeye başlamışlar…

 

Bu arada parası  ve suçu olmadı için avukat tutmamış yani tutamamış mahkeme olmadan yanıma genç bir avukat baro tarafından tayin edildiğini söyleyerek kahramanımızı  savunmak için gelmiş…

 

Olanı biteni ona da kahramanımız anlatmış ve kahramanımızı savunmak için kahramanımız ile birlikte mahkemeye girdi…  

 

Derler ya şeytan detaylarda gizlidir…

 

İste ön duruşmanın sonucu olarak mahkeme sonuna kadar “adli takip ve yurtdışına çıkma yasağı kahramanımıza getirildi…

 

Kahramanımız suçlu olsa idi savcılık soruşturması aşamasında mahkemeye çıkmadan kaçabilirdi işte bu olguyu araştırmadan bu karar alındı daha bu mahkeme bitmedi….

 

Geçtiğimiz çağlarda bu ülkede yaşayan vatandaşların değiş siyasi görüşleri olduğu halde bu ülkede siyaset yapamıyorlar ise ve de dış ülkeler ile bağlantıları var ise, dış ülkelerde de tanınamıyorlarsa bile dış ülkelere gitme olanakları var ise ve oranın yanlış bile olsa vatandaşı bile oluyorlardı… Geçtiğimi çağda doğru veya yanlış bir o ülkenin şairi o zaman diliminde  15 Ocak da vatan hasreti ile geçtiğimiz çağda ölmüş ve vatandaşlıktan çıkarılmıştı….

 

Bu çağda yine 15 Ocak da tesadüf eseri kahramanımız hakkında açılan bir başka dava olduğunu bu çağın teknolojisi ile kahramanımız öğrendi…

 

Bu çağda 12 Ocak günü mahkemeye apar topar çıkarılan kahramanımız yine çekinecek bir şeyi olmadığı için tek başına istenilen saate istenile zamanda mahkeme salonunu önünde yerini aldı…

 

Bu seferde padişahın damadına hakaret davası açılmış…

 

Kahramanımız ne padişah ile nede damadı ile her hangi bir yerde beraber olmadı nede geçek düzlemde hiçbir tartışması veya atışması olmadığı halde elma bahçesi yüzünden sanal suç atıldığını öğrenince kendi bildiği dilde savunma hazırlayarak mahkemeye gitmişti…

 

Ama terörist eylemleler var iken, ülkesinin bulunduğu bölgede savaş var iken, devletin iç mekanizması için çalışan bu mahkemeler ve bu mahkeme niye bu kadar önemli idi. Bunu da düşünmekte sakınca yok çocuklarım….

 

Mahkemelerin böyle doğru veya yanlış fikir suçları ile meşgul edilmesini anlaması kahramanımız tarafından düşünülen başka konuydu…

 

Ama bu kadar önem arz eden ve mühim davanın hâkimi izinli olduğundan mahkeme süreci ileri bir tarihe verildi…

 

Masal gibi başladık masal gibi bitirelim….

 

Onlar ermiş murtlarına bizler çıkalım kerevitlerine…

 

Gerçek hayata dönecek olur isek.

 

Masal mı, hikâye mi, öykümü okudunuz bilemiyorum?

 

Kahraman ve adı geçen diğer adsız kahramanlar şunu çok iyi bilirler somut olmayan yani elle tutulmayan her şey soyut olarak bilinir. Bunu diğer adı sanal olgudur….

 

Bu ortamda herkes herkese beli ölçülerde belli düzeylerde kızarak sert veya yumuşak eleştiri yapar…

 

Bu eleştiriler sanal ortamda kansız olarak meydana çıkar, burada yapılan her şey eğer tek taraflı düşünülerek geçek düzleme taşınırsa ve soyut kavramlar altında bu işlevler götürülürse önüne geçilmeyecek durumlar meydana çıkabilir…

 

Saygılar…

 

Birinci bölümün sonu…

 

Cessur Demirali Gürsu…

 

Araştırmacı Halk Yazarı….

 


E-Posta ile gönderilen veya direk Web sitesine yayınlanması için gönderilen yazıların fotoğraf gibi tüm demokratik protesto, bilgi, haber, yorum ve sosyal/siyasal içerikli paylaşımlar TC Anayasasının;
MADDE 25: "Düşünce ve Kanaat Hürriyeti";
MADDE 26: "Düşünceyi Açıklama ve Yayma Hürriyeti"
kapsamında Web sitemizde yapılmıştır.
Kişisel veya kurumsal Demokratik düşünce ve kanaatlerimiz engellenmesi ve/veya şiddet/baskı altına alınması, bu nedenle
"Yazar olan biz Hakkımızdaki veya kullanıcıların kullandıkları web sitesindeki yayınlanan haberler dolayısı ile olası her türlü anti-demokratik yasal girişimi",
TC Anayasası, AİHM ve İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi kapsamında, her türlü yasal haklarımız saklı kalmak üzere, peşinen reddederiz…

OKUYUCU YORUMLARI

UYARI:Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış, Türkçe karakter kullanılmayan ve tamamı büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır. Ayrıca suç teşkil edecek hakaret içerikli yorumlar hakkında muhatapları tarafından dava açılabilmektedir.(Yorum Yapanın Taahütü)Yazılan yorumların sorumluluğunun tarafıma ait olduğunu, yazımın yetkililerce, fikrim sorulmaksızın yayından kaldırılabileceğini bu siteye girdiğim andan itibaren kabul etmiş sayılırım.
Ad Soyad
E-Posta
Güvenlik Kodu: Guvenlik
Yorum
Copyright ©2010 - Tüm hakları saklıdır.
PHP Haber Sitesi Türkiye Tasarım
Rogg&Nok Haber- Tüm Hakları Saklıdır. İzinsiz Ve kaynak gösterilmeden Alıntı Yapılamaz. Yayınlanan Tüm Haber Ve Açıklamalar İlk Kaynaktan Ulaştırılan Açıklamalardır. Sitemiz Bu Açıklamalara Ekleme Veya Müdahelede Bulunmadan Yayınlar. Yorum,Makale, Sizden Gelenler Bölümündeki Yazılardan Yazanlar Sorumludur. Harici Bilgiler Ayrı Bir Sayfada Açılır. Rogg&Nok Haber Bu Linkler Ve İçeriklerinden Sorumlu Değildir.Her Türlü Haber Ve İletişim İçin roggnok@gmail.com Adresini kullanabilirsiniz. Sitemizden Daha İyi Yararlanabilmek için Gizlilik İlekeleri Ve Yayın Prensiplerimzi Okuyunuz. En İyi İnt Exp 8+ 1024x768 Görüntülenir